Şişli’de bir travesti stil gecesi: ödünç ceketin cebi
Şişli’de bir travesti stil gecesi için ödünç alınan mor ceket, Derya ile arkadaşlarının akşamını beklenmedik bir konuşmaya açıyor. Kurgu öykü.

Kurgu öykü; kişiler ve olaylar hayal ürünüdür.
Derya’nın Şişli’deki evinde travesti stil gecesi, mor bir ceketin aynanın önüne asılmasıyla başladı. Otuz dört yaşındaki Derya, arkadaşlarının hazırladığı küçük kıyafet buluşmasına kendi dolabından hiçbir şey götürmemeye karar vermişti. Kendini travesti diye tanıtırken rahat olan dili, “Ne giyeceğim?” sorusuna gelince tutuluyordu. Ceketi telefon ekranında görüp Selin’e yazmıştı: “Bunu bir akşamlığına bana bırak. Gerisini evden uydururum.”
Şişli’de aynanın önündeki prova
Selin ceketi poşete koymamış, askısıyla getirmişti. Derya kapıyı açınca önce geniş omuzları gördü. Fotoğrafta kısa sandığı ceket kalçasına kadar uzanıyordu; kolunu kıvırınca açık renk astarı ortaya çıktı. Aynanın karşısına geçip siyah pantolonuyla baktı, sonra pantolonu değiştirmek için yatak odasına döndü. Selin, koridorda tek ayağının üstünde çizmesini çıkarmaya çalışıyordu.
“Bana söylemeden bir de dolap taşıma işi çıkardın,” dedi.
Derya mutfaktan sandalye getirdi. Çizmenin fermuarı açılınca Selin rahatladı, ceketi yeniden süzdü. Altına krem renkli geniş pantolon önerdi. Derya, “Lekesini de sen çıkaracaksan,” diye cevap verdi. Sonunda koyu etek, eski düz ayakkabı ve cekette karar kıldılar. Büyük kararın bu kadar sıradan eşyalarla bitmesi Derya’yı neşelendirdi.
Ödünç kıyafetin görünmeyen şartı
Çıkmadan önce Derya ellerini ceplere soktu. Sağ tarafta sert bir kart vardı. Bir yüzüne küçük bir ceket çizilmiş, diğerine “Bende kalanları bir gün konuşuruz” yazılmıştı. Altında tarih veya isim bulunmuyordu. Kartı çıkarıp Selin’e göstermek üzereyken arkadaşı banyodan seslendi: “Cebinde anahtar kaldı mı? Ben oraya her şeyi atıyorum.”
Derya kartı tekrar yerine koydu. Selin’in eski ev arkadaşına ait olduğunu düşündü. Birkaç ay önce aralarında tatsız bir eşya paylaşımı olmuştu; Derya yalnız dinlediği kadarını biliyordu. Kendi yorumunu akşamın ortasına bırakmak istemedi. “Anahtar yok,” dedi. Bu doğruydu, fakat söyledikten sonra sanki daha büyük bir şeyi saklamış gibi hissetti. Askıyı kapının arkasına asarken bir yanı ceketi çıkarmak istedi.
Nişantaşı’ndaki masaya bir sandalye daha
Nişantaşı’nda arkadaşları Cem’in evine geldiklerinde salonun ortasında iki açık bavul, yerde birkaç kumaş çanta vardı. Bu buluşmada kimse kıyafet satmıyordu. Beş yetişkin, giymedikleri parçaları getirmiş; isteyenin deneyeceği, kimsenin almak zorunda olmadığı bir akşam yapmıştı. Derya’nın kendinden emin girişini önce ceket, sonra kapı eşiğinde takılan çanta bozdu.
Cem çantayı kurtardı. “Sen sadece üzerindekini mi getirdin?” diye sordu.
“O da benim değil.”
Masadakiler güldü. Çay fincanlarının yanına eşya koymamak için sandalyeleri duvara taşıdılar. Derya ceketi çıkarmadı; koltukta otururken bile bir vitrindeki manken gibi omuzlarını geride tutuyordu. Eylül bunu fark edip “Burada podyum yok, yaslanabilirsin,” dedi. Derya ilk kez rahatça arkasına döndü, cebindeki kart beline battı.
Bir ceketi herkes başka türlü görüyor
Akşam ilerledikçe aynı mor ceket dört farklı fikre dönüştü. Cem onu parlak bir kemerle tamamlamak istedi. Eylül kolunu hiç kıvırmadan kullanmayı önerdi. Selin, Derya’nın boynundaki ince zinciri çıkarıp sade bırakmasını söyledi. Derya zinciri parmaklarıyla tuttu. Annesinden kalmamıştı, eski bir aşkın hediyesi de değildi; sıradan bir dükkândan kendisi almıştı ve seviyordu.
“Şu üzerimde kalsın,” dedi.
Eylül hemen başka bir parçaya döndü. Derya, itirazının küçük kalmasına şaşırdı. Bütün akşamın kendisini ikna etme yarışına döneceğini düşünmüş, cevaplar hazırlamıştı. Oysa bir cümle yeterli olmuştu. Zincirin ceketle uyumunu artık savunmak zorunda değildi. Ayağa kalktı, kolunu bir kez kıvırdı. Bu kez aynaya bakmadan cebine uzanıp kartı masaya koydu.
Cebindeki notun sahibi
“Bunu buldum,” dedi. “Sana aitse okumamam gerekiyordu galiba.”
Selin kartı alınca kaşlarını çattı. Sonra kahkaha atmaya başladı. Cem hemen elini uzattı: “O benim.”
Kart, önceki buluşmada hazırladıkları bir kıyafet etiketiydi. Cem, kimin hangi eşyayı ödünç aldığını kaydetmek için ciddi bir çizelge açmış, Selin de onu kızdırmak üzere dramatik cümleler yazmıştı. “Bende kalanlar” dediği, iki fularla bir saklama kutusuydu. Kartı ceket cebine neden attığını kimse hatırlamıyordu.
Derya yüzünün ısındığını hissetti. Aklında kurduğu tartışmayı anlatınca Selin gülmeyi bıraktı. “Bana sorsaydın,” dedi. Sert söylememişti. Derya başını salladı. Bir notu eski bir kırgınlığa yerleştirip bütün akşam taşıdığını şimdi kendisi de duyuyordu. Kartı çevirdi; ceket çiziminin altında minicik bir çay lekesi vardı.
Stil konuşması başka bir şeye dönünce
Cem daha gerçek bir kayıt tutmayı önerdi. Herkes aldığı parçanın adını bir kâğıda yazacak, ödünç mü kalıcı mı olduğunu belirtecekti. Derya bu kez itiraz etti: “Bütün kıyafetleri kütüphane kitabı yapmayalım. Benim ceketim bir akşamlık, söylemem yetiyor.”
Selin, “Senin ceketinin sahibi burada,” diyerek kolunu kaldırdı.
Kâğıdı tamamen kaldırmadılar. Birkaç eşya için kullandılar, geri kalanı konuşarak paylaştılar. Eylül, dokusu hoşuna giden ama kendine yakıştıramadığı gömleği tekrar denedi. Derya ona bir kombin anlatmak yerine oturup hareket etmesini önerdi. Eylül sandalyede dönünce omzu çekişti; gömleği çıkardı. Bunu bir kayıp gibi görmediler. Masaya geri dönerken Derya’nın ceketi bir çanta sapına takıldı. Çekip kurtardıktan sonra cebin iç astarında küçük bir sökük gördü.
Mor ceketin küçük tamiri
Derya söküğü gizlemek yerine Selin’e gösterdi. Selin astarı çevirdi, yerini parmağıyla tuttu. “Bunun ucu zaten açılıyordu. Ama biraz ilerletmişsin,” dedi. Sesinde ne suçlama ne rahatlatmak için söylenmiş bir büyütmeme vardı. Derya, ertesi gün onarımını üstlenebileceğini söyledi. Selin ise eve döndüklerinde birkaç dikişle tutturabileceklerini anlattı.
Eylül dikiş kutusunu getirdi. Mor iplik yoktu. Siyah, beyaz ve bir düğüne yetiştirilen elbiseden kalmış sarı iplik vardı. Derya sarıyı seçti; astarın iç tarafında kalacaktı. Dikişi Selin attı, Derya kumaşı tuttu. Cem konuşmayı sürdürürken iki kez durup gözlüğünü aradı. Gözlük kendi başındaydı. Cebin içi toparlanınca Derya eliyle kontrol etti. Kartın sivri köşesinin takılacağı yer kalmamıştı.
Eve dönerken ceket kimin üstünde?
Buluşmadan ayrıldıklarında kıyafetlerle dolu çantaları taşıyan Selin’di, ceket hâlâ Derya’nın üstündeydi. Onu hemen geri vermeye çalışınca Selin, “Evde çıkarırsın, askıyı orada bıraktık,” dedi. Derya akşam boyunca kaç defa ceketin sahibiyle arasına gereksiz bir hesap koyduğunu düşündü. Bu kez düşüncesini büyütmedi; çantalardan birini aldı.
Eve geldiklerinde ceketi kapı arkasındaki askıya yerleştirdi. İç cebine son kez baktı; sarı dikiş eğriydi ama tutuyordu. Selin kartı yeniden cebine bırakmak istedi. Derya kartı aldı, arkasına “Ceket sende, krem pantolon fikri bende kaldı” yazdı. Sonra kâğıdı buzdolabına sıkıştırdı. Sabah kıyafet seçerken görmesi daha olasıydı.
Şehrin gündelik ayrıntılarına açılan başka metinler için Şişli çevresindeki yazılara geçebilirsiniz.